Gümülcine, 8.03.2025
1923 yılında imzalanan Mübadele Sözleşmesi ile Türkiye ve Yunanistan arasında Türk ve Yunan halklar büyük ölçüde yer değiştirirken, Batı Trakya Türkleri ve İstanbul Rumları bu mübadele dışında kalmışlardır. Lozan Barış Antlaşması’nın haklarını garanti altına almasıyla Batı Trakya’da Türkler ve İstanbul’da Rumlar azınlık statüsünde yerleşik kalmışlardır. Fakat, yıllar içinde gelişen, azınlık hakları konusundaki çifte standartlar, Türk azınlığın yaşam alanlarının her aşamasında görülmüş, deneyimlenmiştir.
Örneğin, Türk azınlığın dini liderleri, kendi müftülerini seçme hakkı garanti altına alınmışken, özellikle 1985 yılı ve sonrasında azınlığın bu hakkı Yunan Devleti eliyle gasp edilerek, yok sayılmıştır. Bu azınlık için hayati önem taşımaktadır, azınlığın dini liderliği salt bir din adamlığının ötesindedir çünkü. Dini liderlik, hukuki özerkliğin sembolüdür aynı zamanda.
Kendini “demokrasinin beşiği” olarak tanımlayan, demokratik bir Avrupa ülkesi (!) olarak kabul edilen Yunanistan’da, antlaşmalarla garanti altına alınmış hukuki özerkliğin reddi ne yaman çelişkidir.
Bir başka çelişki, çatışkı ya da “öteki” gerçeklik ise kimlik konusudur. “Yunan Müslümanları” tanımlaması Batı Trakya Türklerini ifade etmemektedir. Doğası gereği de edemez zaten. Eğer konuya antropolojik olarak, hücresel bağlamda bakılırsa Yunanlılık da söz konusu olamaz. İnsan vücudunun milyonlarca hücresi Yunanlılık hücresini de içermez.
Batı Trakyalı Türklerin kimlik olgusu, algısı, aynı zamanda Akraba Devletleri (Kinstate), Anavatanları Türkiye ile de ilişkilidir. Batı Trakya Türklerinin kimliğinin siyasi söylemde reddinin altında yatan tarihi gerçeklik, aslında belki de tarihi komplekstir. Fakat Türk kimliğinin Batı Trakya’da reddedilmesi, bu coğrafyada yaşayan yaklaşık 150 bin kişinin Türk olmadığı anlamını taşımaz, taşıyamaz.
Yunanistan’ın kimlik konusunda bir başka çelişkisi de İstanbul Rumlarını etnik, Batı Trakya Türklerini ise dini olarak tanımlamasıdır. Demokratik Avrupa’nın demokratik bir üyesi (!) olan Yunanistan insanlık hakları bağlamında ne kadar demokratik, tartışılır.
Sosyal adalet, sosyal haklar açısından Türk ve Yunan vatandaşlar gerçek anlamda eşit mi? Eğer öyle olsaydı, Yunanistan’ın Viyana’daki Başkonsolosu ya da Brüksel’deki Büyükelçisi Türk azınlık mensubu olabilirdi.
Gelgelelim göstermelik, göz boyamak için lütfedilen bazı pozisyonlar, görevlendirilmeler dışında Batı Trakya Türkleri “Yunan Müslümanı” tanımlamasına rağmen “öteki” olarak görülmektedir.
Kısa bir süre önce yaşanmış olan, hafızalarda yer edinmiş bir örnekte de görülmektedir ki, Sayın Dora Bakoyanni Batı Trakya’ya gelmiş, Türk köylerinden birinde “Yeni Demokrasi Partisine oy vermezseniz size hizmet etmeyiz ha…” diyerek azınlık insanlarını tehdit etmiştir. Sayın Bakoyanni bunu Yunanistan’ın başka bir bölgesinde yapabilir miydi acaba?
Batı Trakya’nın öteki gerçekliğini görebilmek için tarihi gerçekliği tüm çıplaklığıyla okuyabilmek gerekir.
