Gümülcine, 11.02.2025
“Και τώρα τί θα γένουμε χωρίς βαρβάρους.
Οι άνθρωποι αυτοί ήσαν μια κάποια λύσις.”
“Peki şimdi barbarlar olmadan ne yapacağız.
Bu insanlar mutlak bir çözümdü.”
Son dönemde Batı Trakya’da yaşanan gelişmeleri değerlendirirken Yunan edebiyatının önemli şairlerinden Konstantinos Kavafis’in 1898’de yazdığı ve 1904 yılında yayınlanan “Περιμένοντας τους βαρβάρους/Barbarları Beklerken” adlı şiirinin son dizelerini düşünmeden edemiyorum. Politik şiir iktidarda bulunanların sorumluluklarından kaçmak ve sorunlara karşı duyarsızlıklarını maskelemek veya çözümü dışarıdan beklemek gibi semboller üzerine inşa edilmiş olsa da… Dahası var…
Ama önce biraz tarihten bahsetmeliyim. Tarihteki ilk Yunan Devleti’nin 1830’da kurulduğu birçok bilim insanı tarafından kabul edilmektedir. Nitekim birçok tarih yazarına göre ulusal bir kimlik bilinci olmayan, Mora’da Hristiyan köylülerin, çoğunlukla ekonomik sebeplerle başlattığı isyan sonucunda kurulan devletin adı konusunda dahi Hellas\Ionia\Grecia\Roma farklı anlayışlar bulunmaktadır.
Avrupa’da Fransız Devrimi ve ulusçuluk hareketlerinden etkilenmiş Yunan entelijansiyası ile isyancılar arasında idare anlayışı açısından uçurumlar bulunmaktaydı.
Tasarlanan devlet toprakları üzerinde isyan eden Arvanit, Arnavut, Karakaçan, Ulah, Makedon, Yunan ve diğer etnik grupların ortaklaştığı kimlik Ortodoks Hristiyanlıktı.
Ancak Fransız Devriminin laisizm ilkesiyle gelişen Yunan entelijansiyası din temelli ulusal kimlik inşasına mesafeli iken Osmanlı Devleti içinde geniş bir otonomiye sahip Rum Kilisesi ise ulusalcılık düşüncesine karşı çıkmaktaydı. Bu çatışmanın kaybedeni sadece laisizm olmuştur.
Yunan ulusal kimliği din temelli inşa edilmiş, ilk anayasa vatandaşlığı din esasına bağlamış, günümüze kadar da devletin resmi dini anayasada yer almıştır. Tarihi kaynaklara göre Roma İmparatorluğunda gayri-Hristiyan-Pagan bir grup olarak adlandırılan Grekler, mezhep ayrışması sonucunda doğan Doğu-Roma-Bizans Hristiyanlığı ile sentezlenmiş, Osmanlı devleti tarafından Akdeniz bölgesinin Ortodoks halkları için özgür bırakılan Rum Kilisesi de Ortodoks-Yunan ulusal kimliğinin inşasında önemli kurumsal rol üstlenmiştir.
Ancak günümüze kadar gelen bu sancılı süreç göstermektedir ki dinin birleştirici gücü Yunan ulusal kimliğinin yaratılmasında ve sürdürülmesinde yeterli görülmemiştir. Yunan ulusal bilincinin geliştirilip, güçlendirilmesinde bir “öteki”ye her zaman ihtiyaç duyulmuştur. Bu doğrultuda Yunanistan’ın ekonomik, sosyal ve ulusal-kimlik-homojenlik sorunları 400 yıllık Osmanlı idaresi, Türkler ve Türk kimliğinin düşmanlaştırılması/ötekileştirilmesi üzerine inşa edilmiş/açıklanmıştır. Peki bu çok etnikli, çok kimlikli Balkan coğrafyasında bir ulusal-homojenlik başarısı olarak görülen Yunanistan’ın bu “başarıdan” emin olmadığını mı göstermektedir?
Yunan hariciyesinin kıdemli üyelerinin “en iyi Türk ölü Türk’tür”, “Türkiye Helenizm’in düşmanıdır” gibi açıklamaları Yunan ulusal kimliğinin sürekli Türk karşıtlığı üzerine inşa edildiği veya konsolide edildiğine işaret etmektedir.
Batı Trakya özelinde ise azınlığın Türk kimliğinin Yunan devleti ve tayin ettiği memurları tarafından inkârı da yukarıda bahsettiğim Yunan-ulusal kimliğinin sancılı yaratılış sürecinden bağımsız düşünülmemelidir.
Son dönemde yaşananlar akla şu soruları getirmektedir. Temel insan, azınlık ve vatandaşlık hakkı olan İskeçe Azınlık Lisesi’nin bina sorunu, daha da genişletilecek olursa Türk azınlığın eğitim sorunu Yunan ulusal kimlik sancısının kıskacına mı alınmaktadır?
Batı Trakya’da Türk azınlığın ihlal edilen haklarına kimlik bunalımları boyutu da mı eklenecektir?
Türk kimliği hangi kimliklerin çözümü, var olma sebebidir?
Kerem Abdurahimoğlu
